insan, doğanın yere döktüğü birer kırıntı...

yaşadı, gün doğumundan geceye

yalvardı,

kirli bi ırmak olup,
engin bir denize varıncaya kadar.

Orada mıyım?

18 Şubat 2012 Cumartesi

DENİZ FENERLERİ 2: İZMİR 1

Burhaniye ye vardığımda hava çoktan kararmıştı. Hava hatta ben ayvacıktayken kararmıştı. :) Tereddüt etmeden otostop çekmeye devam etmeye karar verdim. Burhaniye de izmir yönünde ışıkların biraz ilerisinde beklemeye başladım.

Burhaniye'de beklerken:

Oldukça aydınlık bi yer. Aşağı yukarı yarım saat geçti ve kimse durmadıktan sonra acıktığımı hissettim. Sanırım günün ilk yemeğini yemek üzere çantamdaki konserve pilakiyi çıkarttım ve ayakta yemeye başladım. Bitirmem çok sürmedi bitirdikten sonra canım sigara çekti ama sigaram yoktu biraz ilerideki benzinlik dikkatimi çekti ve yürümeye başladım. Benzinlikten sigaramı aldım ve benzinliğin yolla birleştiği yerde tekrar beklemeye başladım. Hava hafiften soğumaya başlamıştı. Biraz daha bekledikten sonra derken benim yaşlarımda izmir e giden bir üniversite öğrencisi durdu. Aldı beni, tanıştık. O da ege akdeniz bölgesinde defalarca otostop çekmiş. Müziğini , redbull unu paylaştı benle. Elektronik müziği literatürüyle biliyordu ve onun sayesinde güzel bir grup keşfettim. SHPONGLE.


onla gece karanlığında kmlerce yol aldıktan sonra beni bornova da metro istasyonunun yanında bırakıverdi. Tanıdığıma sevindiğim biriydi. Vedalaştık. Ceyda nın bir arkadaşında kalacaktım. Ben de tanımıyorum. Uğur. Buca da oturuyormuş. Telefonla konuştuktan sonra minibüse binip buca belediyesinde indim. Uğurla arkadaşı ekin beni karşıladı. Eve geçtik. Rahat bir nefes. Günü kurtardık sayılır. Sonra acıkan ev ahalisiyle beraber dışarıya çıkıp birşeyler yedik, muhabbet ettik eve döndük. Çocuklar pes vs oynadılar ben de yarın için planımı yapıp yatıverdim. Planda foça ve karaburundaki fenerleri gün içinde görüp izmir den ayrılmak. İşte ege kıyısının bana çıkarttığı sıkıntı burda kendini göstermeye başladı. Yaklaşık sadece izmir içinde 380 km hem şehir içinde hem de otostopla. Büyük sıkıntı. Neyse.

Sabah uyandım. Çantamı hazırladım. Çocuklar henüz uyuyordu. Onlara bir not yazdım tam da evin kapısına yapıştıracaktım ki kapıdan biri girdi ve çok korktu. Arkadaş evin diğer sakinlerindendi. Beni görünce panikledi ben de hemen hızlıca anlattım durumu. Zaten önceden de defalarca couchsurfing ten misafir aldıklarından durumu hemen kavrayı verdi. O da yürümek istediği için bena yamulmuyorsam dokuz eylül üniversitesi ne giden otobüslere kadar eşlik etti ve hatta kart bastı. Sonra üniversitenin yanındaki son duraga belediye otobüsüyle vardım. Oradaki kantinde çay içip izmir çeşme otoyoluna doğru yürümeye başladım. Yine biraz vardı hala şehir içindeydim.

İzmir çeşme otobanının girişine varınca köprü altında otostop çekmeye başladım sonra bir minibüs durdu ve beni sanırım otogar yakınlarında bir yerde yine otoyol üzerinde bıraktı. Biraz yürüdükten sonra tekrar otostoba başladım. Biraz bekledikten sonra bir tır sert frenle önümde duruverdi şaşırdım ve korktum. Durmak isteyen demekki sert frenle bile durabiliyor. Abi aliagaya düzenli olarak yük çeken birisi. Beni foça sapağında bırakıyor. oradaki büfede bir tost yedikten sonra foça yolunda biraz ilerleyip otostop çekmeye devam ediyorum.

Derken orta yaş üstü bir beyefendi duruyor. Foçadaki askeriyeye gidiyormuş beni de alıyor. İthalat ihracat yaptıgından ve rusyaya gönderdikleri reçellerin bir kısmında şeker çıktığı için yaşadıkları mağduriyetleri anlatıyor. O da soruyor neden diye.” Neden deniz fenerleri?” bilmiyorum diyorum. Foçanın girişinde beni bıraktıktan sonra yürüyerek içerilere doğru yürüyorum. Hemen gözüme taş evler çarpıyor. Taşın güzelliği. Çok seviyorum. Hatta yoldan birini çevirip fotoğraf çektiriyorum. Derken kıyıya varıyorum. Balıkçı kayıklarının bağlı olduğu yerlere. Foça yerli ve yabancılarla gayet hareketli durumda.

Foça sokakları:

Telefondan gps e bakıp fenere doğru yöneliyorum ve ara sokaklardan geçerek arka tarafta bu sefer gezi teknelerinin ve yatların bağlı olduğu tarafa geliyorum.

Deniz temiz:

Bizim kedinin teknesi:

Fener uzaktan gözüküyor. Okulun açıldığı ilk gün sanırım. Lise ve ilköğretim öğrencileri etrafta. Acaba foça da okula gitmek nasıl bir his? Uzaktaki fenere doğru yürüyorum.

Uzaktan Foça Feneri:

İndirme mevzuları:

Balıkçı barınaklarını da geçtikten sonra hafif bir tepede etrafa gayet hakim şekilde duran fenerin yanındaki betona oturup sigaramı yakıyorum. Fenere ve etrafa bakıyorum. Çok güzel. Fenerin fotoğraflarını çektikten sonra geldiğim gibi foçanın çıkışına doğru yürümeye başlıyorum.

Foça Feneri:

İleride köşede polis uygulama yapıyor. Onların hemen karşısında durup otostoba başlıyorum. Polislerden genç olan heyecanla ve merakla yanıma geliyor ve konuşmaya başlıyor. Söylediği şeylere itiraz ettikçe şaşırıyor ve gözünün içi gülüyor. Daha sonra da ayrılırken Bir daha foça ya geldiğinde beni bul sana her türlü yardım ederim diyor ve ayrılıyor.

Biraz bekledikten sonra bir araç duruyor ve ilerideki köye kadar bırakabileceğini söylüyor. Tereddütsüz atlıyorum. Köye varıyoruz. Abi kahveye giriyor. Bense köyün çıkışına doğru yürümeye devam ediyorum. Çıkışında beklemeye başlıyorum.

Çıkıştaki zeytin ağacı:

Saat öğleden sonraya geldiği için karaburun tarafındaki feneri görme konusunda endişelenmeye başlıyorum. 1 saat kadar bekledikten sonra bir araç duruyor. Tur teknesi kaptanı. Muhabbet ediyoruz. Foça da oturuyor. Zamanında balıkçıymış ama turizmin büyümesiyle. –dikkat edin gelişmesiyle demiyorum J- gezi teknesi işine girmiş. Dokuz eylül üniversitesindeki kaptan kursuna gidiyormuş her akşam 70- 80 km git gel yapıyormuş. Ona karaburun a nasıl giderim rahat araç bulur muyum fener ne tarafta gibi şeyler soruyorum. Karaburun a artık bugün gidemeyeceğimi çok geç olduğunu oranın uzakta olduğu, şimdi gitmeye kalksak durmadan 3 saate anca varacağımızı söylüyor. Ben de çaresiz bir şekilde karar vermek durumunda kalıyorum. Bir kaç gün önce couchsurfing te eklediğim izmir kanepe isteğine birinden cevap gelmişti onla iletişime geçiyorum. Konak tarafında oturuyormuş. Gaziemir tarafından tren yada tranway ile bir yere gidip sonra yine tren tramway yada metroyla sanırım konak a çıkıyorum. 21 nolu hatta atlayıp son durakta iniyorum. Yabancı birinin ilk kez bindiği bir minibüste son durakta inme sorunsalı var. Mesela bir kez ankarada olmuştu. Son durakta inecektim. Tam şoföre son durakta ineceğim dicekken kendi kendime frenledim. Lan zaten son durakta herkes iniyor. Evet ama bir topluma taşıma aracıyla bilmediğim bir yere giderken sıkıntı hissediyorum. Mesela yine ankarada belediye otobüsüne üstünde yazdığı için hiç sormadan binmiştim. Meğersem otobüs o yazan yere değil tam tersi yere gidiyormuş. Mesela kızılay-keçiören yazan otobüs keçiören e gidiyor diye biniyorum hiç sormadan. Tak son durak kızılay da iniyorum :D neyse çok dağıldı.

21 nolu otobüsten indikten sonra bir kaç sokak arasından geçip izmirdeki ev sahibimin üst kattaki deniz manzarasına hakim güzel evine giriyorum. Kendisi Sertaç. Birçok ödülü olan bir yönetmen.ayrıca da gezgin. Evde ufo takıyor. Yardım ediyorum. İzmir de doğalgaz mevzusu sanırım yeni yeni var yada yok. 2 evde de kalorifer görmedim. İnsanlar daha çok ısınmak için elektriği tercih ediyor. Sertaçla beraber onun gezi fotoğraflarına bakıp, tv izleyip muhabbet edip yarınki rotayla ilgili gezi yaptıktan sonra yatıyorum. Sabah erkenden uyanıp. Sertaç ı uyandırmadan not bırakıp evden ayrılıyorum.(not bıraktım diye hatırlıyorum umarım öyledir.)

Görüldüğü üzere izmirden 1 günde kurtulamıyorum. Büyük şehir sorunsalı. Ben şehirleri sevmiyorum. İzmir i de hiç sevmedim. Güzel kadın da hiç görmedim. Zaten mühim olan iç güzelliği. J

Bir sonraki bölüm İzmir 2.

Hiç yorum yok: