insan, doğanın yere döktüğü birer kırıntı...

yaşadı, gün doğumundan geceye

yalvardı,

kirli bi ırmak olup,
engin bir denize varıncaya kadar.

Orada mıyım?

Bu gadget'ta bir hata oluştu

10 Nisan 2012 Salı

DENİZ FENERLERİ 5 : Yine Bodrum ve Soğuk Olur Marmaris Geceleri

Bu yazıyı okurken şu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim. Robert Johnson. Bodrum Bodrum. Ama bu sadece 29 şarkısı olan, ruhunu şeytana satmış Mississippi li olan değil. Erkan Oğur un 1982 yılında çıkardığı İstanbul’da Bir Amerikalı albümündeki Amerikalı. İyi dinlemeler ve okumalar.



Sabah erkenden uyanıyorum bodrum gümüşlükteki taş evde. Elif Hanım hala uyuyor. Yatağımı toplayıp akşamdan konuştuğumuz üzere kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa geçiyorum. Yapmak için birşeyler ararken önce birkaç yumurtayı sonrada biraz daha aramayla zeytin yağı nı buluyorum. Peynir ve zeytin de devamında geliyor. Tabi hepsinden önce çayı bulup demliyorum. Yumurtayı yaparken Elif Hanım uyanıyor. Belki de gürültü yaptım bilemiyorum. Tavaya koyduğum yağı görünce şaşırıyor. Aman teflona o kadar yağ konur mu? Bilmem. Ben bile bunca yıldan sonra teflon kullanmaya yeni başladım bu kadar yağ koymak gereksiz diyor. Pardonn :) yumurta da olduktan sonra içeriye taşıyorum kahvaltılıkları. Çay da hazır yumurta da. Karşıdaki adalara bakarak ve muhabbet ederek gömüyoruz.

Karşıdaki adaların denizle birlikte oluşturduğu görüntüye bakıp hava durumuna dair tahminler yaptıktan sonra vedalaşıp ayrılıyorum. Elif Hanım o ara şunu söylüyor. “Bir sıkıntı olursa geri dönebilirsin, bir sıkıntı olursa arayabilirsin.” Sonradan düşünüyorum da çok önemli bu söyledikleri. İnsan bazen garanti arıyor yada bekliyor hayatla ilgili, yaptığı şeylerle ilgili. Eğer hayat iki nokta arasında bir yolsa ve yoldayken varış noktanla ilgili bir tahminin bilgin yoksa en azından başlangıç noktanın güvencede olduğunu bilmek. Yada bir geminin büyük okyanusa açıldığında büyük dalgalardan fırtınalardan korunmak için peşinde bir limanı halatlarla çekmesi gibi birşey bu. Anlaşıldı mı bilmiyorum ama anlaşılmasa da ben büyük şeyler çıkardım.

Gümüşlük ü Turgutreis e bağlayan küçük bir yolda giderken gelip geçen birkaç arabaya otostop çekiyorum sonra bir kamyonet duruyor. Benden küçük bir arkadaş pansiyonlarının tamirini yapan ustalar için turgutreis ten yiyecek birşeyler almaya gidiyormuş. Turgutreis in içinde iniyorum. Koklayarak denizi buluyorum.

Turgutreis:

D marin in kenarından güneye doğru yürümeye devam ediyorum. Tekrar otostop derken birisi daha duruyor ve direk fenerin önündeyim. Aman ne güzel. Tam manasıyla bir fener. Rüzgarlı. Bir bahçe içerisinde altında lokanta var. Fakat lokanta sezon dolayısıyla kapalı. Usulca bahçe kapısını açıp içeri giriyorum. Fenerle biraz muhabbet edip fotoğraflarını çektikten sonra oradan ayrılıyorum.

Bodrum Feneri ne çıkan yol:


Şansım yaver gidiyor ve bir kamyonet başka bir otostopçusuyla beni turgutreis in çıkışına kadar bırakıyor. ordan bir otostop daha bodrum a dişçiye giden bir abi hop bodrumun çıkışındayım. Bu kadar kolay çıkacağımı pek zannetmiyordum açıkçası.

Işıkları geçip biraz yürüdükten sonra bir rampada duruyorum otostop için. Rampalar hiç iyi değildir otostop için çünkü araçlar yavaştır evet ama dur kalk problemdir özellikle tır ve kamyonlar için. Burada beklemek zorundayım. Çünkü yolun ilerisi de virajlı. Orası hiç olmaz.

Bodrumu arkada bırakıp son beyaz evli fotoğrafları çektikten sonra bir tır o yokuşa rağmen devasa varlığıyla önümde sert bir şekilde duruyor. Atlıyorum.

Çok tuhaf duygular. Bir önceki gecenin kör karanlığında sıkıntılı bir şekilde araba beklediğin bir yerde bu sefer ters yöne hızlı bir şekilde uzaklaşıyorsun. Çok garip ve güldürücü. Tır beni Milas yol ayrımında bırakıyor.

Sonrasında yolu köy köy otostopla geçtikten sonra. Volvo iş makinalarının servisi bir abiyle birlikte yatağan ı da geride bırakıp muğla yoluna giriyoruz. Araç gps le izlendiği için kendisi adına bir sıkıntı olmaması için bir benzinlikte şirketinden birkaç km önce iniyorum. Benzinliğin önünde tekrar bekliyorum ve ilk araç duruveriyor.

Marmaris e gidiyormuş. Hoppa. Direk varış. Direk uçuş gibi aktarma yok. Uzun kuyruklar yok. Otostopta hiçbir zaman bunlar yok zaten bilmem anlatabildim mi :D

Marmaris e daha yeni yapılan yollardan güzel manzara eşliğinde giriyoruz. Tabi yolda hem fotoğraf hem de jandarma için mola verdikten sonra.

Marmaris:


Marmaris e girince benzinliğin karşısında ışıklarda inip ayrılıyorum. Couchsurfing ten kimseyi ayarlayamamıştım marmariste yoldayken de pek aklıma gelmedi nedense. Elimi cebime atıp da ne kadar param var diye baktığımda 2 küsür lira görünce telefona yapıştım. Bir yandan da koklaya koklaya denize doğru yol aldım. Koca bir şantiye gibiydi marmaris. Yollar kaldırımlar oteller. Koca koca oteller belki 3 belki 4 belki de 5 yıldızlı; tadilat taydılar kapalıydılar. Birkaç arkadaşı aradım haber bekledim. Sahil boyunca koca çantayla bir o yana bir bu yana yürüdükten sonra bir duvarın kenarına iliştim. Çantadan Dilek in yengesinin verdiği ekmeği çıkartıp yemeğe başladım. Biraz sıkıldığımdan biraz da üşüdüğümden sahil boyunca tekrar yürümeye karar verdim. Neredeyse incin top oynuyordu. Yarım saatte ya 1 ya 2 insan geçiyordu. Fakat ileride kumun üstünde büyükçe bir ateş gördüm ve yanına gittim. Kimsecikler yoktu. Kontraplak odun vsleri biri ateşe vermiş gayet güçlü ve büyük bir şekilde yanıyordu. Yanında da sonradan yakmak üzere odunlar vardı.

Issız yürüyüş yolu:

İşte orada Şeref le tanıştım. Bu gezide 2 tane Şeref le tanıştım. Birisi devamlı sarhoş gezen biri diğeri ise gelicem deyip gelmeyendi. Marmaristeki Şerif antepliydi. Ailesiyle pek yapamıyordu. Normal sezondan önce marmaris e gelip insaat işlerinde çalışıp sezonda da mutfakta çalışıyordu. Dediği buydu.

Sonra Şeref gitti çay alayım geleyim diyerek. Gidiş o gidiş. Yarım saat 1 saat derken karşıdaki inşaat halinde otelin içinde biri çıkıverdi. “nabıyosun bizim oğlan?” oturuyorum. E baktım ben önceden de biri vardı yanında nooldu? Dedim gitti gelecek ama gelmedi. E napıyorsun burda? Dedim geziyorum fenerleri. Okuldu işti? Okuyorum. Sakarya da. E bizim oğlan sen manyakmısın ne işin var burda bu saatte? Yo değilim. Yok mu kalacak yerin paran falan? Valla param bitti. Tamam bekle ben şurdan bakkaldan sana birşeyler alayım.

Bizim dayı geldiğinde elindeki poşette ekmek, helva ve fanta vardı. Verdi bana sağolsun. Sen bunları ye dedi. Otelin inşaat pisliklerinden de arka tarafta yakmak için odun alırsın dedi. Tamam dedim. Otelde bi odada kalabilir miyim dedim. Çok düşündü. Sonra bizim patronlar ansızın geliveriyo biliyon muu ondan neolur nolmaz sakat olur şinci diyiverdi.-otel dediysem kaba inşaat halinde -Biraz oradan odun aldım. Saatler ilerledikçe marmaris in dalgasız güzel kıyısı yerini soğuk bir geceye bırakıyordu. Soğuk neyse de pisi pisine tek başına bir yerde kendini riske atmayı yemedi gözüm. O ara dostum fatih gecenin bir yarısı para yolladı. O parayla bir aile pansiyonunun kapısını gece yarısı çalıp odaya yerleştim. Pansiyoncu teyzenin bolca köpeği vardı evinde. Bir de tebrik aldım kendisinden organlarımı bağışladığım için.-ehliyette yazıyı görmüş-

Yukarıda odama yerleştim. Duşu kullandım. Şarjı biten telefonumu şarj ettim. Marmariste her ne kadar sezon dışında büyük oteller kapalı olsa bile bu küçük pansiyonlar açık ve müşterileri var. Müşterileri kimler mi? Büyük otellerin inşaat işlerini yapan işçiler.

Bir günü daha sıkıntısız atlattıktan sonra geç de olsa nihayet uyuyabiliyorum.

Bir sonraki bölümde Datça ve köyleri...