insan, doğanın yere döktüğü birer kırıntı...

yaşadı, gün doğumundan geceye

yalvardı,

kirli bi ırmak olup,
engin bir denize varıncaya kadar.

Orada mıyım?

Bu gadget'ta bir hata oluştu

21 Temmuz 2015 Salı

Geç Gelen Son

Bu blog öğrencilik yıllarımda yaptığım seyahat ve şimdi hatırlamadığım başka şeyleri de tüm samimiyetimle; çekiciliğimle ve iticiliğimle; sürükleyiciliğim ve sıkıcılığımla oluşturduğum bir blog idi.

Sevene sövene, beni arabasına alana almayana, iyi güne kötü güne, derste bırakana, dersten geçirene, gecesine gündüzüne, büyüğüne küçüğüne, yazına kışına, sevabına günahına, anılara anlara, gidenlere gelenlere, gülene ağlayana selam olsun. Belki başka bir blogta görüşürüz.


19 Kasım 2012 Pazartesi

gidenler kalanlar ...

kaçıştı. haykırıştı. hissizliği hissetme arzusuydu belki.
gezdim elimden geldiğince.
gördüm gözlerimin yettiğince.
uzun süre yazamadım. bir sürü şey oldu. bodrum mu ne zıkkımsa en son orayı yazmışım. oradan sonra da gittim tabi. güneye ve doğuya. antalyada 20 küsür kilometre yürüdüm. ne cami imamı, ne jandarma, ne köylü hiç kimse yardım etmedi. en son umut da gaz için 20 lira istedi. öğretmen evi doluydu. cebimdeki son para tuborg un hakkıydı.

yalnızken yolda bir haftadan sonra farklı bir ruh haline bürünüyordu insan. antalyada  ayaklarımın tutmadığı ama yürümek zorunda olduğum o kimsenin olmadığı bol yıldızlı orman yolunda karar verdim geri dönmeye. elmalı da inşaat şantiyesinde kaldım bir gece. dinardan otobüse bindim; adapazarında indim.

çok kastım. son düzlükteyken okulun 2-3 ders kalmışken. matematikçiye yalan söyledim. analizden aa aldım. fizikten yekten geçtim. hep bir sıkıntı anasını satayım.

ağustosta her sabah 2 köprünün de altından da iki kere geçtim. sıcaktı. sonra bayram geldi. yoldayken fikirleriyle telefonlarıyla ekipmanlarıyla yanımda olan Anıl Abim gitmişti. Şoktaydım. Sonrasında çok üzülmedim ama hala buruğum; hüzünlüyüm. Bana göre en sevdiği şeyi yaparken gitmek güzel birşey olsa gerekti. O, en sevdiği şeyi yaparken gitti Valla.

Geçen adapazarında amirle konuştum. o da farklı duygularda. sarsıyor adamı gidişler. davayı çözmeye çalışan savcı gibi sorguluyor insan hayatı. Anıl abiden ensesine kadar kısa uzun dalgalı saçları ve o saçların içerisindeki gülüşü kaldı hatıramda ve ilk tırmanışımda belime kadar batmışken kara zirve çanağında batonunu uzatışı, herkes gittikten sonra en arkada ikimiz kaldığında.


10 Nisan 2012 Salı

DENİZ FENERLERİ 5 : Yine Bodrum ve Soğuk Olur Marmaris Geceleri

Bu yazıyı okurken şu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim. Robert Johnson. Bodrum Bodrum. Ama bu sadece 29 şarkısı olan, ruhunu şeytana satmış Mississippi li olan değil. Erkan Oğur un 1982 yılında çıkardığı İstanbul’da Bir Amerikalı albümündeki Amerikalı. İyi dinlemeler ve okumalar.



Sabah erkenden uyanıyorum bodrum gümüşlükteki taş evde. Elif Hanım hala uyuyor. Yatağımı toplayıp akşamdan konuştuğumuz üzere kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa geçiyorum. Yapmak için birşeyler ararken önce birkaç yumurtayı sonrada biraz daha aramayla zeytin yağı nı buluyorum. Peynir ve zeytin de devamında geliyor. Tabi hepsinden önce çayı bulup demliyorum. Yumurtayı yaparken Elif Hanım uyanıyor. Belki de gürültü yaptım bilemiyorum. Tavaya koyduğum yağı görünce şaşırıyor. Aman teflona o kadar yağ konur mu? Bilmem. Ben bile bunca yıldan sonra teflon kullanmaya yeni başladım bu kadar yağ koymak gereksiz diyor. Pardonn :) yumurta da olduktan sonra içeriye taşıyorum kahvaltılıkları. Çay da hazır yumurta da. Karşıdaki adalara bakarak ve muhabbet ederek gömüyoruz.

Karşıdaki adaların denizle birlikte oluşturduğu görüntüye bakıp hava durumuna dair tahminler yaptıktan sonra vedalaşıp ayrılıyorum. Elif Hanım o ara şunu söylüyor. “Bir sıkıntı olursa geri dönebilirsin, bir sıkıntı olursa arayabilirsin.” Sonradan düşünüyorum da çok önemli bu söyledikleri. İnsan bazen garanti arıyor yada bekliyor hayatla ilgili, yaptığı şeylerle ilgili. Eğer hayat iki nokta arasında bir yolsa ve yoldayken varış noktanla ilgili bir tahminin bilgin yoksa en azından başlangıç noktanın güvencede olduğunu bilmek. Yada bir geminin büyük okyanusa açıldığında büyük dalgalardan fırtınalardan korunmak için peşinde bir limanı halatlarla çekmesi gibi birşey bu. Anlaşıldı mı bilmiyorum ama anlaşılmasa da ben büyük şeyler çıkardım.

Gümüşlük ü Turgutreis e bağlayan küçük bir yolda giderken gelip geçen birkaç arabaya otostop çekiyorum sonra bir kamyonet duruyor. Benden küçük bir arkadaş pansiyonlarının tamirini yapan ustalar için turgutreis ten yiyecek birşeyler almaya gidiyormuş. Turgutreis in içinde iniyorum. Koklayarak denizi buluyorum.

Turgutreis:

D marin in kenarından güneye doğru yürümeye devam ediyorum. Tekrar otostop derken birisi daha duruyor ve direk fenerin önündeyim. Aman ne güzel. Tam manasıyla bir fener. Rüzgarlı. Bir bahçe içerisinde altında lokanta var. Fakat lokanta sezon dolayısıyla kapalı. Usulca bahçe kapısını açıp içeri giriyorum. Fenerle biraz muhabbet edip fotoğraflarını çektikten sonra oradan ayrılıyorum.

Bodrum Feneri ne çıkan yol:


Şansım yaver gidiyor ve bir kamyonet başka bir otostopçusuyla beni turgutreis in çıkışına kadar bırakıyor. ordan bir otostop daha bodrum a dişçiye giden bir abi hop bodrumun çıkışındayım. Bu kadar kolay çıkacağımı pek zannetmiyordum açıkçası.

Işıkları geçip biraz yürüdükten sonra bir rampada duruyorum otostop için. Rampalar hiç iyi değildir otostop için çünkü araçlar yavaştır evet ama dur kalk problemdir özellikle tır ve kamyonlar için. Burada beklemek zorundayım. Çünkü yolun ilerisi de virajlı. Orası hiç olmaz.

Bodrumu arkada bırakıp son beyaz evli fotoğrafları çektikten sonra bir tır o yokuşa rağmen devasa varlığıyla önümde sert bir şekilde duruyor. Atlıyorum.

Çok tuhaf duygular. Bir önceki gecenin kör karanlığında sıkıntılı bir şekilde araba beklediğin bir yerde bu sefer ters yöne hızlı bir şekilde uzaklaşıyorsun. Çok garip ve güldürücü. Tır beni Milas yol ayrımında bırakıyor.

Sonrasında yolu köy köy otostopla geçtikten sonra. Volvo iş makinalarının servisi bir abiyle birlikte yatağan ı da geride bırakıp muğla yoluna giriyoruz. Araç gps le izlendiği için kendisi adına bir sıkıntı olmaması için bir benzinlikte şirketinden birkaç km önce iniyorum. Benzinliğin önünde tekrar bekliyorum ve ilk araç duruveriyor.

Marmaris e gidiyormuş. Hoppa. Direk varış. Direk uçuş gibi aktarma yok. Uzun kuyruklar yok. Otostopta hiçbir zaman bunlar yok zaten bilmem anlatabildim mi :D

Marmaris e daha yeni yapılan yollardan güzel manzara eşliğinde giriyoruz. Tabi yolda hem fotoğraf hem de jandarma için mola verdikten sonra.

Marmaris:


Marmaris e girince benzinliğin karşısında ışıklarda inip ayrılıyorum. Couchsurfing ten kimseyi ayarlayamamıştım marmariste yoldayken de pek aklıma gelmedi nedense. Elimi cebime atıp da ne kadar param var diye baktığımda 2 küsür lira görünce telefona yapıştım. Bir yandan da koklaya koklaya denize doğru yol aldım. Koca bir şantiye gibiydi marmaris. Yollar kaldırımlar oteller. Koca koca oteller belki 3 belki 4 belki de 5 yıldızlı; tadilat taydılar kapalıydılar. Birkaç arkadaşı aradım haber bekledim. Sahil boyunca koca çantayla bir o yana bir bu yana yürüdükten sonra bir duvarın kenarına iliştim. Çantadan Dilek in yengesinin verdiği ekmeği çıkartıp yemeğe başladım. Biraz sıkıldığımdan biraz da üşüdüğümden sahil boyunca tekrar yürümeye karar verdim. Neredeyse incin top oynuyordu. Yarım saatte ya 1 ya 2 insan geçiyordu. Fakat ileride kumun üstünde büyükçe bir ateş gördüm ve yanına gittim. Kimsecikler yoktu. Kontraplak odun vsleri biri ateşe vermiş gayet güçlü ve büyük bir şekilde yanıyordu. Yanında da sonradan yakmak üzere odunlar vardı.

Issız yürüyüş yolu:

İşte orada Şeref le tanıştım. Bu gezide 2 tane Şeref le tanıştım. Birisi devamlı sarhoş gezen biri diğeri ise gelicem deyip gelmeyendi. Marmaristeki Şerif antepliydi. Ailesiyle pek yapamıyordu. Normal sezondan önce marmaris e gelip insaat işlerinde çalışıp sezonda da mutfakta çalışıyordu. Dediği buydu.

Sonra Şeref gitti çay alayım geleyim diyerek. Gidiş o gidiş. Yarım saat 1 saat derken karşıdaki inşaat halinde otelin içinde biri çıkıverdi. “nabıyosun bizim oğlan?” oturuyorum. E baktım ben önceden de biri vardı yanında nooldu? Dedim gitti gelecek ama gelmedi. E napıyorsun burda? Dedim geziyorum fenerleri. Okuldu işti? Okuyorum. Sakarya da. E bizim oğlan sen manyakmısın ne işin var burda bu saatte? Yo değilim. Yok mu kalacak yerin paran falan? Valla param bitti. Tamam bekle ben şurdan bakkaldan sana birşeyler alayım.

Bizim dayı geldiğinde elindeki poşette ekmek, helva ve fanta vardı. Verdi bana sağolsun. Sen bunları ye dedi. Otelin inşaat pisliklerinden de arka tarafta yakmak için odun alırsın dedi. Tamam dedim. Otelde bi odada kalabilir miyim dedim. Çok düşündü. Sonra bizim patronlar ansızın geliveriyo biliyon muu ondan neolur nolmaz sakat olur şinci diyiverdi.-otel dediysem kaba inşaat halinde -Biraz oradan odun aldım. Saatler ilerledikçe marmaris in dalgasız güzel kıyısı yerini soğuk bir geceye bırakıyordu. Soğuk neyse de pisi pisine tek başına bir yerde kendini riske atmayı yemedi gözüm. O ara dostum fatih gecenin bir yarısı para yolladı. O parayla bir aile pansiyonunun kapısını gece yarısı çalıp odaya yerleştim. Pansiyoncu teyzenin bolca köpeği vardı evinde. Bir de tebrik aldım kendisinden organlarımı bağışladığım için.-ehliyette yazıyı görmüş-

Yukarıda odama yerleştim. Duşu kullandım. Şarjı biten telefonumu şarj ettim. Marmariste her ne kadar sezon dışında büyük oteller kapalı olsa bile bu küçük pansiyonlar açık ve müşterileri var. Müşterileri kimler mi? Büyük otellerin inşaat işlerini yapan işçiler.

Bir günü daha sıkıntısız atlattıktan sonra geç de olsa nihayet uyuyabiliyorum.

Bir sonraki bölümde Datça ve köyleri...

16 Mart 2012 Cuma

Bisiklet Hazırlığı

Daha önceden Tunus lu misafirim Arafetten burada bahsetmiştim. işte o benden ayrılırken hazırlandığı anları çektiğim video. duygu dolu dakikalar.. :)

12 Mart 2012 Pazartesi

Gezi Tarzı vs Yazı Tarzı

tarz mı?

şöyle. bazen yazarken ben de sıkılıyorum. ard arda ordan indim biraz yürüm ona bindim vay anam of anam. bunun bariz bir sebebi var. cidden koşa koşa yol almam. gittiğim yerlerde pek vakit harcamıyorum. bunun sebebi bu. ben de isterim. mesela; aga çine de sanayide bir pideci of anam nasıl pide yapıyor demek yada ezinedeyseniz peyniri şu amcadan alacaksınız demek ama olmuyor. neden olmuyor? çünkü vakit dar. bazıları aile kurmaya önem verir. bazıları ise başka bir takım şeylere önem verir. bazıları yolda yaya yaya gider(yayadan kasıt yaymak) bazıları ise haldır huldur. ben o haldur huldur gidenlerdenim. yani belli bir planı dar bir zamanda yapma meselesi. 10 günde 3500 km yapmak biraz hızlı gitmek anlamına geliyor. bazıları bu mesafeyi aylarca vakit geçirerek yapıyor. öyle olunca da daha fazla kalıp daha fazla görüyorlar. o günler de gelecek tabi vaktin daha fazla olduğu günler fakat o günlere kadar şimdilik böyle.

DENİZ FENERLERİ : BENİM NE İŞİM VAR LAN BODRUMDA ?



Ah o güzel film. Her Şey Çok Güzel Olacak. Biraz eski ama 20ye yakın kez rahatlıkla izlemişimdir. Bende böyle. pek film izlemem ama sevdiğim filmleri çok izlerim. Doğmamış çocuğa Altan ismini de koyduktan sonra geçen sene Kemal, Altan’a hediye olmak üzere bir yerden filmin orjinal dvd sini bulmuş ve bana verdi. Rafa koyunca kızdı tabi. Napayım çerçeveye mi alayım? Neden olmasın dimi :)

Edit: bu gece rüyamda Mazhar Alanson la beraber yazlıkta tatil yapıyoduk, rakı içiyoduk. valla bak.

Neyse. Çine deyim abi tamam mı? Yine yağmur sabah Dilek lerde hepberaber kahvaltı ettikten sonra Dilek, Aydın a kursuna ben de bodruma gitmek üzere ayrılıyoruz. Biraz yürüdükten sonra Çine nin çıkışında otostopa başlıyorum.

Çine:

Tam 1 saat sonra bir tır duruyor. Atlıyorum. Muğlaya gidiyormuş. Ben Milas/Yatağan yol ayrımında inicem. Her zamanki muhabbetlerden ediyoruz. Bir ara yol kenarındaki bir lastikçiye giriyoruz. Abi lastik fiyatı alıyor. 1000 lira. Yola devam edince söylüyor. Yeğen diyor başka yerlerde de sordum hep 1100 1200 çektiler. Bu benim çok eski lastikçim. Bunun uygun vereceğini tahmin ediyordum hakkaten de öyle oldu diyor. Güzel yollardan geçtikten sonra Yatağan da beni bırakıyor. bir kaç fotoğraf çektikten sonra yürüyerek yatağan ın içinden geçiyorum. Farkediyorum ki bereyi tırda unutmuşuz.

Çine den bindiğim tır:

Yatağan ın Milas yönüne çıkışta beklemeye başlıyorum. Eski bir toros duruyor. 1 kaç km ileriye bırakabileceğini söylüyor. Tamam diyorum. Kendisi oradaki bir fabrikada mühendismiş. Toros da şirket arabası :) Yatağan, santralden dolayı oldukça kömür kokuyor.

Yatağan:


Yol üzerinde bir fabrikanın girişinde indikten sonra beklemeye devam ediyorum. Otostop çekmek için daha doğrusu araçların durması için pek de uygun bi yer değil. Koruluk yada orman kenarı, ard arda virajlar ve ıssız.

Derken bir araba duruyor ve beni 5. Kişi olarak alıyorlar yanlarına. Onlarla da bu sefer bozuk yollarda başka arabalarla yarışarak ! Milas a kadar geliyorum. Bir rampada mezarlığın yanında bırakıyorlar beni. Rampa otostop için sıkıntılı olduğundan biraz bekledikten sonra yolun biraz daha düz olduğu kısma doğru yürüyorum. Beklemeye başlıyorum. 1 saat 1 bucuk saat derken ezan okunuyor hava kararıyor. Gelip geçen tek tük insanlar ters gözle bakıyor. Ben de sabırsızlanıp ve yolun ilerisini merak ettiğimden dolayı yürümeye başlıyorum yokuşa doğru. Arabadan ilk indiğim yere geldiğimde biri duruveriyor.

Cezaevinden yeni çıkmış bol muhabbetli bir abi. Güllük e kadar bırakıyor. restorant ı varmış. Ayrıca telefonunu da veriyor ve bodrumda başka bir lokantanın sahibinin de adını veriyor başım sıkıştığında gitmem için. Kendi dükkanına da dönüşte davet ediyor.

Güllük yol ayrımında inince ilerideki benzinliğe kadar ilerleyip aydınlık alanda otostoba devam ediyorum. Aydınlık çok önemli görünmek için. Sürücünün otostopçuyu görmesi lazım. Görüp şöyle bir süzüp güvenmesi lazım. Yada bir araba durupta size zarar verdiği zaman başka birinin aydınlıkta olduğunuz için sizi görmesi lazım. Şaka şaka ikincisi olmaz. Senaryo ürünü o :)

Sonra başka biri durdu. Bir çok güzel şeyden konuştuk. En çok sevdiğim şeylerden birini yaptı. Beni düşünmeye itti. Küçük bir kızı varmış daha 4 yaşında hatırladığım kadarıyla. Abim, eşi daha hamileyken kızıyla ana karnında konuşmaya başlamış ama agucuk gugucuk şeklinde değil. Bildiğin bir yetişkinle konuşurmuş gibi. Çocuk doğduktan sonra da çocukla her konuşmasında gözlerini çocukla aynı seviyeye indirmiş göz teması kurmuş. Sonra bu güzel kızı 1,5 yaşında konuşmaya sonrasında yazmaya ve son zamanlarda da kendisini kandırmaya çalışan babannesine mantıklı cevaplar verir olmuş. Çocuk yetiştirmede farklı bir boyut. Belki de tüm bunlar bir kitapta yazıyordur ama beni bilenler bilir ben okumaktansa dinlemeyi yaşamayı tercih ederim. Bunlar da duyduğum güzel şeyler. Ama gel gör ki bir çocukla iletişim kurmak bir kadınla, karınla iletişim kurmaktan çok daha kolay diye ekliyor abim. Devamlı kavga ederdik diyor. Hiç beni dinlemezdi, eksik görürdü ne kadar pozitif yaklaşmaya çalıştıysam da başarılı olamadım ve ayrıldık eşimle diye ekliyor.

Konacık ta iniyorum. Bu ne ya? Bildiğin trafik ve bir sürü yapı. Sanki İstanbul Göztepe deyim. Ne kadar saçma yahu bu insanlar. Güzel bir yere tatil amacıyla herkes gittiği zaman o güzel yerin artık tatil edilecek bir değeri kalmıyor. Burası da böyle olmuş. Yazları araç trafiğinden dolayı kısa mesafeleri almak saatler sürüyormuş. Zamanında beyaz duvarlı, küçük mavi pencereli evlerle doluyken şimdi bambaşka biryer. Ne kadar acı verici. Dün Sedos tan arkadaşlarla yürüyüşe gittiğimizde Anıl abi orman içinde akan küçük dereyi görünce şöyle demişti: “Ne kadar acayip bir zamanlar heryerin böyle olduğunu bilmek” hakkatten çok acayip.

Konacık tan, Turgutreis e oradan da Gümüşlük e minibüsle geçiyorum. Bodrum biraz pahallı. Neydi öyle o minibüs ücretleri? Gümüşlükte minibüsten indiğim yerde couchsurfing ten tanıştığım Elif Hanım beni karşılıyor. Tanışıyoruz ve eve geçiyoruz. Kitapla ilgili link: http://www.metiskitap.com/Metis/Catalog/Book/4963 . Katmandu’da Ev Hali, Metis Yayınları ndan.

Elif hanım, güzel sebze yemekleri yapmış sobanın yanında yiyiveriyoruz. Kendisi yıllarca Katmandu da kalmış, Boğaziçi ni yarıda bırakmış bir yazar. Evde bir sürü kitap var. Muhabbet ediyoruz tabi. Okumadığımdan sözediyorum. Gülüyor :) içinden sanki bir gün çok okuyacaksın evlat diyor. :) O bir çeviriyle uğraşırken ben de John Lennon la ilgili birşeyler izliyorum tv de. Saat geçe vurunca yatıyoruz...

Sonraki bölümde tekrar Bodrum ve cebimde 2 lira 75 kuruşla gecenin bir vakti vardığım ve kalacak yerimin olmadığı Marmaris :)