insan, doğanın yere döktüğü birer kırıntı...

yaşadı, gün doğumundan geceye

yalvardı,

kirli bi ırmak olup,
engin bir denize varıncaya kadar.

Orada mıyım?

Bu gadget'ta bir hata oluştu

12 Mart 2012 Pazartesi

DENİZ FENERLERİ : BENİM NE İŞİM VAR LAN BODRUMDA ?



Ah o güzel film. Her Şey Çok Güzel Olacak. Biraz eski ama 20ye yakın kez rahatlıkla izlemişimdir. Bende böyle. pek film izlemem ama sevdiğim filmleri çok izlerim. Doğmamış çocuğa Altan ismini de koyduktan sonra geçen sene Kemal, Altan’a hediye olmak üzere bir yerden filmin orjinal dvd sini bulmuş ve bana verdi. Rafa koyunca kızdı tabi. Napayım çerçeveye mi alayım? Neden olmasın dimi :)

Edit: bu gece rüyamda Mazhar Alanson la beraber yazlıkta tatil yapıyoduk, rakı içiyoduk. valla bak.

Neyse. Çine deyim abi tamam mı? Yine yağmur sabah Dilek lerde hepberaber kahvaltı ettikten sonra Dilek, Aydın a kursuna ben de bodruma gitmek üzere ayrılıyoruz. Biraz yürüdükten sonra Çine nin çıkışında otostopa başlıyorum.

Çine:

Tam 1 saat sonra bir tır duruyor. Atlıyorum. Muğlaya gidiyormuş. Ben Milas/Yatağan yol ayrımında inicem. Her zamanki muhabbetlerden ediyoruz. Bir ara yol kenarındaki bir lastikçiye giriyoruz. Abi lastik fiyatı alıyor. 1000 lira. Yola devam edince söylüyor. Yeğen diyor başka yerlerde de sordum hep 1100 1200 çektiler. Bu benim çok eski lastikçim. Bunun uygun vereceğini tahmin ediyordum hakkaten de öyle oldu diyor. Güzel yollardan geçtikten sonra Yatağan da beni bırakıyor. bir kaç fotoğraf çektikten sonra yürüyerek yatağan ın içinden geçiyorum. Farkediyorum ki bereyi tırda unutmuşuz.

Çine den bindiğim tır:

Yatağan ın Milas yönüne çıkışta beklemeye başlıyorum. Eski bir toros duruyor. 1 kaç km ileriye bırakabileceğini söylüyor. Tamam diyorum. Kendisi oradaki bir fabrikada mühendismiş. Toros da şirket arabası :) Yatağan, santralden dolayı oldukça kömür kokuyor.

Yatağan:


Yol üzerinde bir fabrikanın girişinde indikten sonra beklemeye devam ediyorum. Otostop çekmek için daha doğrusu araçların durması için pek de uygun bi yer değil. Koruluk yada orman kenarı, ard arda virajlar ve ıssız.

Derken bir araba duruyor ve beni 5. Kişi olarak alıyorlar yanlarına. Onlarla da bu sefer bozuk yollarda başka arabalarla yarışarak ! Milas a kadar geliyorum. Bir rampada mezarlığın yanında bırakıyorlar beni. Rampa otostop için sıkıntılı olduğundan biraz bekledikten sonra yolun biraz daha düz olduğu kısma doğru yürüyorum. Beklemeye başlıyorum. 1 saat 1 bucuk saat derken ezan okunuyor hava kararıyor. Gelip geçen tek tük insanlar ters gözle bakıyor. Ben de sabırsızlanıp ve yolun ilerisini merak ettiğimden dolayı yürümeye başlıyorum yokuşa doğru. Arabadan ilk indiğim yere geldiğimde biri duruveriyor.

Cezaevinden yeni çıkmış bol muhabbetli bir abi. Güllük e kadar bırakıyor. restorant ı varmış. Ayrıca telefonunu da veriyor ve bodrumda başka bir lokantanın sahibinin de adını veriyor başım sıkıştığında gitmem için. Kendi dükkanına da dönüşte davet ediyor.

Güllük yol ayrımında inince ilerideki benzinliğe kadar ilerleyip aydınlık alanda otostoba devam ediyorum. Aydınlık çok önemli görünmek için. Sürücünün otostopçuyu görmesi lazım. Görüp şöyle bir süzüp güvenmesi lazım. Yada bir araba durupta size zarar verdiği zaman başka birinin aydınlıkta olduğunuz için sizi görmesi lazım. Şaka şaka ikincisi olmaz. Senaryo ürünü o :)

Sonra başka biri durdu. Bir çok güzel şeyden konuştuk. En çok sevdiğim şeylerden birini yaptı. Beni düşünmeye itti. Küçük bir kızı varmış daha 4 yaşında hatırladığım kadarıyla. Abim, eşi daha hamileyken kızıyla ana karnında konuşmaya başlamış ama agucuk gugucuk şeklinde değil. Bildiğin bir yetişkinle konuşurmuş gibi. Çocuk doğduktan sonra da çocukla her konuşmasında gözlerini çocukla aynı seviyeye indirmiş göz teması kurmuş. Sonra bu güzel kızı 1,5 yaşında konuşmaya sonrasında yazmaya ve son zamanlarda da kendisini kandırmaya çalışan babannesine mantıklı cevaplar verir olmuş. Çocuk yetiştirmede farklı bir boyut. Belki de tüm bunlar bir kitapta yazıyordur ama beni bilenler bilir ben okumaktansa dinlemeyi yaşamayı tercih ederim. Bunlar da duyduğum güzel şeyler. Ama gel gör ki bir çocukla iletişim kurmak bir kadınla, karınla iletişim kurmaktan çok daha kolay diye ekliyor abim. Devamlı kavga ederdik diyor. Hiç beni dinlemezdi, eksik görürdü ne kadar pozitif yaklaşmaya çalıştıysam da başarılı olamadım ve ayrıldık eşimle diye ekliyor.

Konacık ta iniyorum. Bu ne ya? Bildiğin trafik ve bir sürü yapı. Sanki İstanbul Göztepe deyim. Ne kadar saçma yahu bu insanlar. Güzel bir yere tatil amacıyla herkes gittiği zaman o güzel yerin artık tatil edilecek bir değeri kalmıyor. Burası da böyle olmuş. Yazları araç trafiğinden dolayı kısa mesafeleri almak saatler sürüyormuş. Zamanında beyaz duvarlı, küçük mavi pencereli evlerle doluyken şimdi bambaşka biryer. Ne kadar acı verici. Dün Sedos tan arkadaşlarla yürüyüşe gittiğimizde Anıl abi orman içinde akan küçük dereyi görünce şöyle demişti: “Ne kadar acayip bir zamanlar heryerin böyle olduğunu bilmek” hakkatten çok acayip.

Konacık tan, Turgutreis e oradan da Gümüşlük e minibüsle geçiyorum. Bodrum biraz pahallı. Neydi öyle o minibüs ücretleri? Gümüşlükte minibüsten indiğim yerde couchsurfing ten tanıştığım Elif Hanım beni karşılıyor. Tanışıyoruz ve eve geçiyoruz. Kitapla ilgili link: http://www.metiskitap.com/Metis/Catalog/Book/4963 . Katmandu’da Ev Hali, Metis Yayınları ndan.

Elif hanım, güzel sebze yemekleri yapmış sobanın yanında yiyiveriyoruz. Kendisi yıllarca Katmandu da kalmış, Boğaziçi ni yarıda bırakmış bir yazar. Evde bir sürü kitap var. Muhabbet ediyoruz tabi. Okumadığımdan sözediyorum. Gülüyor :) içinden sanki bir gün çok okuyacaksın evlat diyor. :) O bir çeviriyle uğraşırken ben de John Lennon la ilgili birşeyler izliyorum tv de. Saat geçe vurunca yatıyoruz...

Sonraki bölümde tekrar Bodrum ve cebimde 2 lira 75 kuruşla gecenin bir vakti vardığım ve kalacak yerimin olmadığı Marmaris :)

2 yorum:

a.v. YiĞiT dedi ki...

yollara düşesim geldi yeminle zaten aklımda böyle bişey vardı şuan çıkıp gidesim geldi çok iyi tasvirlemişsin yaşamış gibi hissettim

tuncayozturk dedi ki...

çok teşekkürler, o sizin güzelliğiniz. durmayın, yola çıkın !